bahar gelince malum..normal bir dönem bile olsa kebe'nin sırt çantasına duyduğu aşk bir kabarır..ama hele ki böyle zor bir dönem geçiriyorsa..ipini koparmış bozo gibi oraya mı gitsem buraya mı gitsem diye delirir.
12 saatlik bir otobüs yolculuğu..her zaman işe yaramıştır, uyumaya, yorulmaya, düşünmeye, gerekiyorsa ağlamaya, ve gerekmiyorsa ağlamayı durdurmaya..ve uyanınca renkler değişir güneşin ilk ışıklarıyla..yeşilden gözleriniz kamaşır derken...aslında her gün gördüğünüz ama çok bir şey ifade etmeyen denizin mavisi gözlerinizden girer parmak uçlarınıza kadar bir rahatlama yaratır..bu mevsimde denize girilmez..ama deniz kenarında oturulur..hatta kıyıdaki salın üstünde yoga bile yapılabilir dalga sesleri eşliğinde..daha güzel bir tatil planı olabilir mi...
(keşke sen de olsan..sadece ikimizin sesi olsa, en güzel sessizlik meditasyonu olmaz mıydı?)
denize bile girebilirim, ne olacak ki..
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mart 2012 Salı
5 Kasım 2010 Cuma
yollar, ormanlar, çadırlar, hayaller ve uyku vakti..
insan oğlunun en büyük cezasıdır doğadan uzaklaşmış olmak..bu cezayı kim neden verdi bilmiyorum ama tüm mutsuzlukların altında yatan bu..bence donald trump bile bu yüzden mutsuz ama farkında değil.
dalacağım için süper mutluyum o ayrı ama yine de dağa taşa tırmanasım, yeşil görmekten kusma noktasına gelesim var.kızıldeniz sonrası ilk tatilim muhtemelen bahar aylarında kazdağları olacaktır, nisan mesela...4 ay seyahatsiz geçer mi..eskiden geçiyordu da, son 1 senedir fena alışmışım..işe giderken arabanın yanından geçen şehirlerarası otobüslere bakıp nereye gittiğini bilmeden içinde olmak istiyorum.biliyorum çok sağlıklı değil...
ve tabii ki böyle zamanlarda ne hissettiğimi bilir gibi wheneverland kankam gelir, "sana bir teklifim var, adaya gidelim mi?" der..ah tabii ki gidelim..hatta daha uzaklara gidelim...kazdağları işte nefis..senelerdir gidelim gidelim diyip duruyoruz.
ben bu yaz bir uğramıştım gerçi..arabayla dağın eteklerinde biraz gezip, güzel bahçeler görüp biraz oksijen almıştık, o kadar..
gecenin bu saatinde ulaşamayacağınız şeylere özlem duymayın, sonra rüyalarınıza girerler, ve sabah uyandığınızda kendinizi ağaçlar arasında uyuduğunuz bir çadır veya şehirlerarası huzurla yol alan bir araba yerine 4 duvar arasında, yalnız bulursanız baya sarsıcı olabilir.
o diesel ayakkabıya neden o kadar tutkuyla bağlandığımı ve alınca neden mutluluktan delirdiğimi şimdi anladım..ulaşılabilir bir şeye ulaşmak, hepsi bu..çünkü tüm diğer hayaller kapsama alanım dışında şu an.
dalacağım için süper mutluyum o ayrı ama yine de dağa taşa tırmanasım, yeşil görmekten kusma noktasına gelesim var.kızıldeniz sonrası ilk tatilim muhtemelen bahar aylarında kazdağları olacaktır, nisan mesela...4 ay seyahatsiz geçer mi..eskiden geçiyordu da, son 1 senedir fena alışmışım..işe giderken arabanın yanından geçen şehirlerarası otobüslere bakıp nereye gittiğini bilmeden içinde olmak istiyorum.biliyorum çok sağlıklı değil...
ve tabii ki böyle zamanlarda ne hissettiğimi bilir gibi wheneverland kankam gelir, "sana bir teklifim var, adaya gidelim mi?" der..ah tabii ki gidelim..hatta daha uzaklara gidelim...kazdağları işte nefis..senelerdir gidelim gidelim diyip duruyoruz.
ben bu yaz bir uğramıştım gerçi..arabayla dağın eteklerinde biraz gezip, güzel bahçeler görüp biraz oksijen almıştık, o kadar..
gecenin bu saatinde ulaşamayacağınız şeylere özlem duymayın, sonra rüyalarınıza girerler, ve sabah uyandığınızda kendinizi ağaçlar arasında uyuduğunuz bir çadır veya şehirlerarası huzurla yol alan bir araba yerine 4 duvar arasında, yalnız bulursanız baya sarsıcı olabilir.
o diesel ayakkabıya neden o kadar tutkuyla bağlandığımı ve alınca neden mutluluktan delirdiğimi şimdi anladım..ulaşılabilir bir şeye ulaşmak, hepsi bu..çünkü tüm diğer hayaller kapsama alanım dışında şu an.
27 Ekim 2010 Çarşamba
uf allah rızası için..

şu ürünü google'ın 20 sayfasındaki yüzlerce sitenin hiç birinde stokta görmemek ne saçma..aslında buldum sipariş de verdim ama cevap gelmiyor uf..lütfen ama lütfen gelsin!!!
nemo'yu en güzel renkleriyle çekebilmek için ihtiyacım var buna..bir de fener aldım..bir de bıçak..nemo'ya yamuk yapan olursa kafasını kopartırım ki bu aslında ancak bir insan olabilir, ama olsun, yine kopartırım.
fal bakan arkadaşım : yolların var yine, biri uzak biri yakın..-falan filan-..bir de tek taş görüyorum valla şekerim.
ben : yok daha neler..
ahmet : kurşun olmasın o, 2 topuğuna birer tane..
valla o daha mümkün..hatta kafama gökten taş düşmesi bile daha mümkün..
ve bu şarkıyı biraz daha dinlersem yollara düşeceğim..yollara düşmek demişken, tatilim için çok özel bir playlist hazırlamalıyım, şşt wheneverland kanka, burada sana sesleniyorum, en az çanakkale listesi kadar güzel olmalı..
Doves - Kingdom Of Rust
Yükleyen WeeRezZ. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
bir de bugün kucağıma 37 günlük bir bebek aldım, çok değişik bir duygu..o da canlı falan, bakıyor böyle, sürekli bir şey diyecekmiş gibi..öyle güzel bir kokusu var ki..garip valla, insan canlısını sanırım 10 yaşına kadar sevebiliyorum.
acaba sevdiğim büyük insanları neden ve nasıl sevebiliyorum?bunu çözdüğümde hayatın sırrını çözmüş olacağım gibi hissediyorum.
4 Ekim 2010 Pazartesi
sıradan bir hafta sonu...
...olabilirdi..eğer ben oraya gitmemiş olsaydım..o 3 gün hiç yaşanmamış olsaydı..
bu hafta sonu için en son seçebileceğim kelime "sıradan" olurdu..eğer tek kelimeyle anlatabilmek mümkün olsaydı bile..
evet 6 saatlik otobüs yolculuğu yetmedi o sözcükleri bulmama...dönüş otobüsü artık feribota binerken, ben sessiz sessiz uzaklara bakarken, ve o bana ne düşündüğümü sorarken topladım o sözcükleri..kolaymış gibi pıtır pıtır ağzımdan döküldüler..ve beni aylardır durduğum yerden bir adım ileri götürdüler..sonunda.
otobüse binene kadar feribotta iyiydim..belki de zorlamışım kendimi..aylarca boş yere yaşadığım bir ayrılık acısının üstüne tekrar "biri" için üzülmeyi, özleyecek olmayı yediremedim belki kendime.ama otobüslerin üzerimdeki karşı konulmaz hüznü çabuk gösterdi etkisini..ve gözyaşı...ağlayarak uyumak, sesiyle uyanmak..
ve bir gün gözümün önündeki görüntü zamanla silinecek..tüm bu olanlar arasında ona teşekkür etmek isterdim, bir daha imkan vermediğim bir duyguyu tekrar yaşayabileceğimi gösterdiği için...
şarkım geldi sonunda..paylaşmanın bir yolunu bulana kadar sözleriyle başbaşa bırakıyorum sizleri...
Don't fade away,
to a day without a reason,
summer was the season,
I can hear you callin' me.
Don't fade away,
to a place I can't remember,
I see the burnin' ambers of this fire deep inside.
How your vision fills my heart, it's burning bright.
And I see you in the stillness of the night.
Don't fade away,
to a time where every moment
drifted by the windows in the corners of my soul.
I will love you,
And I will hold you.
Now I know the world is turning,
and I found the air is free,
and I see the sky is blue,
baby, you should be with me
don't fade away,
now the days are older,
winter nights are colder and I hear you calling me.
Don't fade away,
we will find the answer,
sheltered from the rain, we'll be together once again.
I will love you,
and I will hold you.
Now I know the world is turning,
and I found the air is free
and I see the sky is blue,
baby, you should be with me, don't fade away ....
Don't fade away,
to a time where every moment
drifted by the windows in the corners of my soul.
Don't fade away,
we will find the answer,
sheltered from the rain, we'll be together once again.
bu hafta sonu için en son seçebileceğim kelime "sıradan" olurdu..eğer tek kelimeyle anlatabilmek mümkün olsaydı bile..
evet 6 saatlik otobüs yolculuğu yetmedi o sözcükleri bulmama...dönüş otobüsü artık feribota binerken, ben sessiz sessiz uzaklara bakarken, ve o bana ne düşündüğümü sorarken topladım o sözcükleri..kolaymış gibi pıtır pıtır ağzımdan döküldüler..ve beni aylardır durduğum yerden bir adım ileri götürdüler..sonunda.
otobüse binene kadar feribotta iyiydim..belki de zorlamışım kendimi..aylarca boş yere yaşadığım bir ayrılık acısının üstüne tekrar "biri" için üzülmeyi, özleyecek olmayı yediremedim belki kendime.ama otobüslerin üzerimdeki karşı konulmaz hüznü çabuk gösterdi etkisini..ve gözyaşı...ağlayarak uyumak, sesiyle uyanmak..
ve bir gün gözümün önündeki görüntü zamanla silinecek..tüm bu olanlar arasında ona teşekkür etmek isterdim, bir daha imkan vermediğim bir duyguyu tekrar yaşayabileceğimi gösterdiği için...
şarkım geldi sonunda..paylaşmanın bir yolunu bulana kadar sözleriyle başbaşa bırakıyorum sizleri...
Don't fade away,
to a day without a reason,
summer was the season,
I can hear you callin' me.
Don't fade away,
to a place I can't remember,
I see the burnin' ambers of this fire deep inside.
How your vision fills my heart, it's burning bright.
And I see you in the stillness of the night.
Don't fade away,
to a time where every moment
drifted by the windows in the corners of my soul.
I will love you,
And I will hold you.
Now I know the world is turning,
and I found the air is free,
and I see the sky is blue,
baby, you should be with me
don't fade away,
now the days are older,
winter nights are colder and I hear you calling me.
Don't fade away,
we will find the answer,
sheltered from the rain, we'll be together once again.
I will love you,
and I will hold you.
Now I know the world is turning,
and I found the air is free
and I see the sky is blue,
baby, you should be with me, don't fade away ....
Don't fade away,
to a time where every moment
drifted by the windows in the corners of my soul.
Don't fade away,
we will find the answer,
sheltered from the rain, we'll be together once again.
2 Eylül 2010 Perşembe
place to be...
"...now i'm darker than the deepest sea,
just hand me down, give me a place to be."
bu şarkı beni her seferinde tek bir yere götürüyor..esenler otogarı..ne kadar romantik değil mi?dünyanın muhtemelen en çirkin otogarında gecenin 1'inde kalbiniz ağzınızda çarparken dinlediğiniz bir müzik çok uzun bir süre içinizde yer edebilir.
ve sabah gözlerimi açtığımda maviydi her yer..tıpkı kendim gibi..

eceabat'tan çanakkale'ye geçerken uykuluydum, heyecanlıydım, şaşkındım..sürekli olarak kendime oraya sadece 1 kez gördüğüm bir insan için gitmediğimi tekrarlıyordum.aslında doğruydu, önceki yaz da tek başıma aynı yolculuğu planlamış, yer bulamadığım için otobüs biletlerimi iptal etmiştim.hmm şimdi burada bir dur..çanakkale ayrı bozcaada ayrı..çanakkale'de kalmadan bozcaada'ya gidemez miydim..işte esas mesele burada başlıyor sanki..ben hep gitmek isterim, kimseye, ama her yere...ama burada kabul etmem gereken bir şey var ki, evet onu bir kez daha görmeliydim.
çanakkale'ye adım attığım anda her an onu görebilecekmişim gibi heyecanlıydım ve utanıyordum.sanki onu görmek istemem, oraya onun için gitmiş olduğumu düşünmesi çok utanç verici bir şeymiş gibi...oysa ki o da biliyordu önceki bozcaada teşebbüsümü, ve bu seyahati konuştuğumuz ilk gün "denk gelirse görüşürüz kendini kasma" özetli konuşmamı..
her neyse..sabahın 7'sinde hayatımda ilk defa gittiğim bir şehrin sokaklarında aval aval etrafa bakınmak, yalnız olmak, baharın kendisi zaten...işte bu şarkı belki de tam olarak o anlara gidiyor, kordon boyunca yürüdüğüm, denize karşı bir çay bahçesinde kahvaltı ettiğim, oteldeki odamın boşalmasını beklerken sokak sokak gezdiğim anlar...ve karşımda d.onanma çay bahçesini gördüğüm an, sanki d.onanma gerçekten orda sanıp, gerisin geriye oradan kaçtığım an..

ve sonunda otele gittim..küçücük, ideal pansiyon odaları gibi döküntü..ama o an sevemeyeceğim hiç bir oda yoktu, çünkü aslında önemli olan odanın nasıl olduğu değil, nerede olduğuydu..geldiğimi haber vermek için belki yarım saat çabaladım, sonunda aradım ve açmadı.biraz uyuyayım dedim..meraklı anne ve arkadaşlarımın telefon tacizlerinden sonra az biraz uyuyakalmıştım ki o esas telefon geldi.o gün belki görüşemeyecektik, ne de olsa cumartesi yine orada olacaktım, en kötü ihtimal buydu..
ve bütün gün sokak sokak gezdikten sonra, tek başıma tatilin en keyiflerini anlarını yaşarken, tipik turist kebe modunda yola değil havaya bakarak yürüdüğüm için ayağımı burktum.otelin lobisinde kendime gülüp kızarak ayağıma buz koyarken beklenen telefon geldi.."5 dakikalığına da olsa görmek istiyorum seni"..üh...

saat kulesi...güzel bir kule..allah daha güzellerini nasip etsin inşallah, amin.
aslında hiç tanımadığım birine duyduğum bu yoğun hissiyatın iki anlamı olabilirdi..ya eski ilişki yükünden kurtulma çabasıydı, ya da gerçekten 6. hissim kuvvetliydi ve bu insan göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, içi dışı bir tabir ettiğimiz, hoşlanmak için detaylı incelemeye tabi tutulması gerekmeyen sade bir vatandaştı.aradan bunca ay ve olay geçtikten sonra şimdi düşününce birinci seçenek daha doğru geliyor.çünkü bu sade vatandaş gerçekten istediği kadar sade olsun, tam bir kapalı kutuydu.konuştukça tanıdıkça "acaba"ları arttıran biri için içi dışı bir demek ve hislerin gerçek olduğunu düşünmek biraz kendini kandırmacaya giriyor bence.
her neyse..

sonra bozcaada, ve sonra tekrar çanakkale..
çanakkale'nin son gününün fotoğrafı aşağıda..bir çok olasılık vardı kafamda, ama oradan beni dönüş yolunda ağlatacak kadar büyük bir hisle döneceğim aklıma gelmemişti.ve ertesi gün "fly from heaven" dinleyerek kendime kızdım..sonra gelen mesajla gülümsedim, sonra tekrar kendime kızdım.

ve aradan bunca ay geçtikten sonra bana sabahın köründe ilk iş bu yazıyı yazdıran hissin ne olduğunu hala bilmiyorum.
kaçış belki de sadece..çünkü her şeyin sonunda gerçek olan tek bir şey var, 4 yıllık sevgilisini bile hiç tanıyamamış biri olarak, sadece 3 kez gördüğüm birinden hoşlanıyor olmam teoride anlamsız.
just hand me down, give me a place to be."
bu şarkı beni her seferinde tek bir yere götürüyor..esenler otogarı..ne kadar romantik değil mi?dünyanın muhtemelen en çirkin otogarında gecenin 1'inde kalbiniz ağzınızda çarparken dinlediğiniz bir müzik çok uzun bir süre içinizde yer edebilir.
ve sabah gözlerimi açtığımda maviydi her yer..tıpkı kendim gibi..

eceabat'tan çanakkale'ye geçerken uykuluydum, heyecanlıydım, şaşkındım..sürekli olarak kendime oraya sadece 1 kez gördüğüm bir insan için gitmediğimi tekrarlıyordum.aslında doğruydu, önceki yaz da tek başıma aynı yolculuğu planlamış, yer bulamadığım için otobüs biletlerimi iptal etmiştim.hmm şimdi burada bir dur..çanakkale ayrı bozcaada ayrı..çanakkale'de kalmadan bozcaada'ya gidemez miydim..işte esas mesele burada başlıyor sanki..ben hep gitmek isterim, kimseye, ama her yere...ama burada kabul etmem gereken bir şey var ki, evet onu bir kez daha görmeliydim.
çanakkale'ye adım attığım anda her an onu görebilecekmişim gibi heyecanlıydım ve utanıyordum.sanki onu görmek istemem, oraya onun için gitmiş olduğumu düşünmesi çok utanç verici bir şeymiş gibi...oysa ki o da biliyordu önceki bozcaada teşebbüsümü, ve bu seyahati konuştuğumuz ilk gün "denk gelirse görüşürüz kendini kasma" özetli konuşmamı..
her neyse..sabahın 7'sinde hayatımda ilk defa gittiğim bir şehrin sokaklarında aval aval etrafa bakınmak, yalnız olmak, baharın kendisi zaten...işte bu şarkı belki de tam olarak o anlara gidiyor, kordon boyunca yürüdüğüm, denize karşı bir çay bahçesinde kahvaltı ettiğim, oteldeki odamın boşalmasını beklerken sokak sokak gezdiğim anlar...ve karşımda d.onanma çay bahçesini gördüğüm an, sanki d.onanma gerçekten orda sanıp, gerisin geriye oradan kaçtığım an..

ve sonunda otele gittim..küçücük, ideal pansiyon odaları gibi döküntü..ama o an sevemeyeceğim hiç bir oda yoktu, çünkü aslında önemli olan odanın nasıl olduğu değil, nerede olduğuydu..geldiğimi haber vermek için belki yarım saat çabaladım, sonunda aradım ve açmadı.biraz uyuyayım dedim..meraklı anne ve arkadaşlarımın telefon tacizlerinden sonra az biraz uyuyakalmıştım ki o esas telefon geldi.o gün belki görüşemeyecektik, ne de olsa cumartesi yine orada olacaktım, en kötü ihtimal buydu..
ve bütün gün sokak sokak gezdikten sonra, tek başıma tatilin en keyiflerini anlarını yaşarken, tipik turist kebe modunda yola değil havaya bakarak yürüdüğüm için ayağımı burktum.otelin lobisinde kendime gülüp kızarak ayağıma buz koyarken beklenen telefon geldi.."5 dakikalığına da olsa görmek istiyorum seni"..üh...

saat kulesi...güzel bir kule..allah daha güzellerini nasip etsin inşallah, amin.
aslında hiç tanımadığım birine duyduğum bu yoğun hissiyatın iki anlamı olabilirdi..ya eski ilişki yükünden kurtulma çabasıydı, ya da gerçekten 6. hissim kuvvetliydi ve bu insan göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, içi dışı bir tabir ettiğimiz, hoşlanmak için detaylı incelemeye tabi tutulması gerekmeyen sade bir vatandaştı.aradan bunca ay ve olay geçtikten sonra şimdi düşününce birinci seçenek daha doğru geliyor.çünkü bu sade vatandaş gerçekten istediği kadar sade olsun, tam bir kapalı kutuydu.konuştukça tanıdıkça "acaba"ları arttıran biri için içi dışı bir demek ve hislerin gerçek olduğunu düşünmek biraz kendini kandırmacaya giriyor bence.
her neyse..

sonra bozcaada, ve sonra tekrar çanakkale..
çanakkale'nin son gününün fotoğrafı aşağıda..bir çok olasılık vardı kafamda, ama oradan beni dönüş yolunda ağlatacak kadar büyük bir hisle döneceğim aklıma gelmemişti.ve ertesi gün "fly from heaven" dinleyerek kendime kızdım..sonra gelen mesajla gülümsedim, sonra tekrar kendime kızdım.

ve aradan bunca ay geçtikten sonra bana sabahın köründe ilk iş bu yazıyı yazdıran hissin ne olduğunu hala bilmiyorum.
kaçış belki de sadece..çünkü her şeyin sonunda gerçek olan tek bir şey var, 4 yıllık sevgilisini bile hiç tanıyamamış biri olarak, sadece 3 kez gördüğüm birinden hoşlanıyor olmam teoride anlamsız.
20 Temmuz 2010 Salı
tatil - 1
çanakkale manzaralı bir yol...lafa tutan muavin..kişisel meyve suyu ve kek ikramı..sabahın 5'i..eceabat..22 nisan 2010'u hatırlamak..mr.m'ı özlemek..garip bir pansiyon..3 saatlik uyku..kömür limanı..dalış..deniz tavşanı.."gördüğüm en iyi bir yıldızsın" iltifatıyla uçmak..gün batımı..sessizlik..mangal..rakı...yıldızlar..çadır..rahatsız ama huzurlu bir uyku..yine dalış..ve çanakkale merkez..saat kulesi..hatıra..ara sokaklar..orada yaşama isteği..geyikli..2006'da ağladığım çay bahçesi..bozcaada feribotu..yeni bir arkadaş..bozcaada..taş sokaklar..2 günün sonunda ilk defa yatakta uyunan güzel bir gece..deniz...askeriyede bir yemek.."burada helikopter pisti nerde?"...battı balık..çınaraltı..nargile..her sabah 5'te havlayan köpek..yaygaracı kadınlar..ve kankalar..içmek..gülmek..eğlenmek..daha çok gülmek..bir şezlongun üstünde huzurla "all i need" söylerken birden ağlamaya başlamak..t'yi özlemek..ya da neyi özlediğini bilememek..ve daha çok ağlamak..ve yine deniz...arınmayı ummak..belki de arınmak..rüzgar gülleri..şarap..yeni insanlar..özgüven patlaması..ve nişanlanan arkadaşları..ajda pekkan..polente..dans..dans..dans....sawyer..özgüven patlamasının arkadaşı..fuska..zıplamak..bolca zıplamak...liman manzaralı bir teras..sokaktan geçen garip çocuk.."-başak diye birini arıyorum -burda bir başak var ama seni tanımıyor -ben donumu bir yerde unuttum da.."yine sabahın 5'i...bozcaada'nın taş sokakları..sessizlik..ve yine feribot..ve yine geyikli...ezine'den altınoluk'a, altınoluk'tan istanbul'a uzanan 14 saatlik yolculuk...
..ve ev..
özlemişim evimi..çiçeklerimi..ama bu gitme isteği içimdeki...üzücü..
..ve ev..
özlemişim evimi..çiçeklerimi..ama bu gitme isteği içimdeki...üzücü..
2 Nisan 2010 Cuma
seyahat güncesi - planlama aşaması
ister inanın, ister inanmayın, araştırmalara başladım da..neden inanmayasınız? hayatımda kaç kez yalnız başıma tatil yaptım da bu mu inanılmaz oluyor?
otobüs mü uçak mı?bozcaada 1 gün mü 2 gün mü?haber versem mi vermesem mi?gitarımı götürsem mi götürmesem mi?
neden insanların aklını okumanın bir yolu yok..ileri seviye reikiciler bunu biraz yapabiliyorlar ama istediğim şeyi öğremenin bir yolu yok..
"wherever you are, i won't stop searching
whatever it takes i need to know.."
biliyorum şarkının benim aradığımla bir alakası yok..
otobüs mü uçak mı?bozcaada 1 gün mü 2 gün mü?haber versem mi vermesem mi?gitarımı götürsem mi götürmesem mi?
neden insanların aklını okumanın bir yolu yok..ileri seviye reikiciler bunu biraz yapabiliyorlar ama istediğim şeyi öğremenin bir yolu yok..
"wherever you are, i won't stop searching
whatever it takes i need to know.."
biliyorum şarkının benim aradığımla bir alakası yok..
9 Mart 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
