"Out of this world" nasıl da beklemezdim, pek aşina olmadığım son zaman albümleri de güzel pek tabii ama dinlerken bu şarkı beni başka bir yere götürdü..Öyle bir yerler ki oralar, 11-12 sene öncesinden..Ve neden ağladığımı bilmiyorum (evet yine bir konserde ağladım), belki 12 yıl nereye ve nasıl gitti diye ağladım..Yaşlanmaktan korkmak için çok erken belki...Ama resmen korkuyorum zamanın geçmesinden.Hatta sadece geçmesinden çok, böyle geçmesinden, böyle gitmesinden herşeyin..Geçen sene bunları düşünmezdim.Dün bir baktım, 16 yaşında istediğim şey neyse, şimdi de aynı şeyi istiyorum.O zamanlar erkendi bunu istemek için, şimdiyse geç kalıyorum gibi hissediyorum.Bulduğumu sanmışken, buhar olup uçan bir şey bu..Varlığını bildiğim, yerini bilmediğim bir şey..Israrla beklediğim, bekleyeceğim bir şey..
Üşüme diye bir hissimin olmadığı o dönemde, akşamları okul çıkışı hava kararmış da olsa sahile giderdim.O günlere dair hatırladığım tek renk gri.Marillion beni o sahile götürüyor işte..Dalga köpükleri arasında "neden" arayan 16 yaşındaki bir kızın karanlığına götürüyor..
Neyse..Konser bu kadar depresif değildi..Aksine, o kadar sempatik bir insan ki bu Steve Hogarth, en hüzünlü şarkılarında bile bir huzur gülümsemesi yerleştirebiliyor yüzünüze..
Konser güzeldi, tek bir şarkı beni aldı götürdü işte, adı üstünde, "out of this world".
---
---
Three hundred miles an hour on water
In your purpose-built machine
No one dared to call a boat
Screaming blue
Out of this world
Make history
This is your day
Blue Bird
At such speeds, things fly
What did she say?
I know the pain of too much tenderness
Wondering when or if you'll come back again
Wanting to live for you
And being banned from giving
But only love will turn you around
Only love will turn you around
Only love
Only love will turn you around
So we live you and I
Either side of the edge
And we run and we scream
With the dilated stare
Of obsession and dreaming
What the hell do we want
Is it only to go
Where nobody has gone
A better way than the herd
Sing a different song
Till you're running the ledge
To the gasp from the crowd
Spinning round in your head
Everything that she said
5 Mart 2010 Cuma
4 Mart 2010 Perşembe
Marillion konseri öncesi..

Taa 96 senesinde kent fm zamanlarında "Kayleigh" ile keşfetmiştim Marillion'ı..İlk Marillion albümüm sevgili kaz'ım (kazım yazmıştım da okuyunca çok güldüm, kazım kim lan diye) tarafından '97 yılında doğum günü hediyesi olarak gelmişti bana..Uzun süre dinlemek ruhumda garip tepkimelere yol açtığı için hiç bir zaman bir fanatik olmadım.Bu nedenle tüm albümlerini de bilmem ama "Afraid of Sunlight" bir başkadır benim için.
Ama Marillion diyince aklıma bitirme teslimi öncesi geçen uykusuz günler/geceler gelir zira "Marbles"ı evirip çevirip dinleyerek çizerdim.
2007 senesinde wheneverland kankamla yaptığımız Hollanda seyahatinde her zaman her konuda olduğu gibi son dakika kararı verdiğim için konser bileti kalmamıştı, ama Almelo'da verdikleri kısa bir akustik sokak konseri sayesinde izlemiş bulundum kendilerini.
Bugün buradalar.Tüm sevenlerine iyi seyirler ve mümkünse iyi eğlenceler dilemek istiyorum.Akşam görüşmek üzre, esen kalın.
3 Mart 2010 Çarşamba
The Waifs - Intimate
Now we are so intimate do you think we could ever part
Though there’s little love left in it something seems to make it hard
I’d like to stand up I’d like to stand up on my own
But I fear that you will forever be my crutch
Did I save myself or was I saved
Though I knew it was killing me - I did it anyway
When I think of all those years I led myself astray
Knowing it was killing me – I did it anyway
I see it all from the other side
The prison walls around your minds
These are the subtle scars I hide
I’m looking in from the other side
---
2005 Mart...Büyükada...Ve adanın etkisiyle kaçılan bir diğer insan...Ve kaçmaktan yorulup bir termosa doldurulan sıcak şarapla ve ev yapımı tarçınlı kurabiyelerle, Büyükada manzaralı köşesinde sahilin, kaçmaktan vazgeçmek istemek..Bir termos sıcak şarap 10 derece gibi bir havada tüketildikten sonra çöken ağırlıkla bir sokak lambasının altında bakışmak..Herşeyden habersiz..
2009 Mart...Büyükada...Bu sefer her şey başka..Neyi kutluyoruz?Neden kutluyoruz?Her şeyin aynı kalacağını sanmak çocukluk değil mi?Evet çocuktuk belki de o güne kadar..Üsküp'e giderken arkada kalanın, sonsuza kadar arkada kaldığını bilemeyecek kadar hatta...
5 sene geçmiş mi gerçekten..1 sene mi geçmiş üzerinden o yapmacık ada gezintisinin, sahte kutlamanın..Yapay özlemle avutulan uzak Üsküp günleri başlayalı bir sene...
Kürşat Başar'ın bir cümlesi vardı, tam olarak hatırlayamamakla beraber, "keşke yalan olsaydı, ve bu yalan benim varoluşum olsaydı" gibi bir şey...Ne güzel bir cümleydi o, taa ki gerçekten uzunca bir süre bir yalanın içinde yaşadığımı anlayana kadar..Hiç bir yalan bir varoluş olamaz.Aldatılmak bu, en ağırından..Bir başkasıyla değil, kendinle aldatmak, varmışsın gibi davranmak, ama orada olmamak, seviyor gibi yapmak, ama çoktan bitirmiş olmak..
İnsan kendi saflığına kızabilir mi?
Bunca ay sonra, en arındığımı hissettiğim anda aklıma gelen şeyler bunlar işte..Aşk acısı değil, ayrılık acısı değil, acı değil, acı barınamazdı bu kırgınlığın içinde bunca zaman..Bir ağırlık sadece, "ne safmışım" diyip, gülümseyememek..
---
Bitti...
Kelebekler, geri gelin, çok sevdim sizi.
Though there’s little love left in it something seems to make it hard
I’d like to stand up I’d like to stand up on my own
But I fear that you will forever be my crutch
Did I save myself or was I saved
Though I knew it was killing me - I did it anyway
When I think of all those years I led myself astray
Knowing it was killing me – I did it anyway
I see it all from the other side
The prison walls around your minds
These are the subtle scars I hide
I’m looking in from the other side
---
2005 Mart...Büyükada...Ve adanın etkisiyle kaçılan bir diğer insan...Ve kaçmaktan yorulup bir termosa doldurulan sıcak şarapla ve ev yapımı tarçınlı kurabiyelerle, Büyükada manzaralı köşesinde sahilin, kaçmaktan vazgeçmek istemek..Bir termos sıcak şarap 10 derece gibi bir havada tüketildikten sonra çöken ağırlıkla bir sokak lambasının altında bakışmak..Herşeyden habersiz..
2009 Mart...Büyükada...Bu sefer her şey başka..Neyi kutluyoruz?Neden kutluyoruz?Her şeyin aynı kalacağını sanmak çocukluk değil mi?Evet çocuktuk belki de o güne kadar..Üsküp'e giderken arkada kalanın, sonsuza kadar arkada kaldığını bilemeyecek kadar hatta...
5 sene geçmiş mi gerçekten..1 sene mi geçmiş üzerinden o yapmacık ada gezintisinin, sahte kutlamanın..Yapay özlemle avutulan uzak Üsküp günleri başlayalı bir sene...
Kürşat Başar'ın bir cümlesi vardı, tam olarak hatırlayamamakla beraber, "keşke yalan olsaydı, ve bu yalan benim varoluşum olsaydı" gibi bir şey...Ne güzel bir cümleydi o, taa ki gerçekten uzunca bir süre bir yalanın içinde yaşadığımı anlayana kadar..Hiç bir yalan bir varoluş olamaz.Aldatılmak bu, en ağırından..Bir başkasıyla değil, kendinle aldatmak, varmışsın gibi davranmak, ama orada olmamak, seviyor gibi yapmak, ama çoktan bitirmiş olmak..
İnsan kendi saflığına kızabilir mi?
Bunca ay sonra, en arındığımı hissettiğim anda aklıma gelen şeyler bunlar işte..Aşk acısı değil, ayrılık acısı değil, acı değil, acı barınamazdı bu kırgınlığın içinde bunca zaman..Bir ağırlık sadece, "ne safmışım" diyip, gülümseyememek..
---
Bitti...
Kelebekler, geri gelin, çok sevdim sizi.
2 Mart 2010 Salı
1 Mart 2010 Pazartesi
Fine...
"fine
i guess I'm doin' fine
i think a lot and I know too little"
Clara Luzia, bir süre önce dinler olmuştum, sonra unuttum gitti..Dün wheneverland arkadaşımın bende unuttuğu ipod'unu dinlerken görüp, "aa evet böyle biri vardı" diyip kaptırdım..Akşama kadar da defalarca dinledim..Daha da dinliyorum hatta.Ve hatta daha daha dinlemeyi düşünüyorum, ve hatta dinlemekle de kalmayıp..Fazla detaya girmeye gerek yok.Siz de dinleyin.Ben gerekli mercilere ileteceğim.
Offof..Ama "fine"...Ve harbici "i think a lot and i know too little"...
Bu da güzel..mi?Güzel güzel...
i guess I'm doin' fine
i think a lot and I know too little"
Clara Luzia, bir süre önce dinler olmuştum, sonra unuttum gitti..Dün wheneverland arkadaşımın bende unuttuğu ipod'unu dinlerken görüp, "aa evet böyle biri vardı" diyip kaptırdım..Akşama kadar da defalarca dinledim..Daha da dinliyorum hatta.Ve hatta daha daha dinlemeyi düşünüyorum, ve hatta dinlemekle de kalmayıp..Fazla detaya girmeye gerek yok.Siz de dinleyin.Ben gerekli mercilere ileteceğim.
Offof..Ama "fine"...Ve harbici "i think a lot and i know too little"...
Bu da güzel..mi?Güzel güzel...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


