31 Aralık 2009 Perşembe

Çok üzgünüm lan..

Öyle böyle değil...

Cinnabon



...Ve 2009'da tanıştığım bu müthiş lezzeti anlatmadan geçemeyeceğim...

Cinnabon değişik bir tatlı hamurunun bizim gül börek tabir ettiğimiz şekilde sarılıp, esasen tarçınlı bir sosla yapılan bir tatlıdır.Ama bunun bir çikolatalısı vardır ki düşmanınıza vermeyin.

Mide bulantısından doğru dürüst yemek yiyemeyen ben, bu tatlıyı Bengü ile paylaştıktan sonra üstüne 2 tane daha yerdim hissiyle dolup taştım.

Obez amerikalıların dünyayı obezleştirme politikasının bir parçası olan bu tatlıyı Schloztkys'de bulabilirsiniz, ya da bulmayın en iyisi..

2009 Raporu

Evet...Sonunda yazıyorum.An itibariyle dinlediğim (ve muhtemelen yazı boyunca dinleyeceğim müzik) Yeni Türkü, Başka Türlü Bir Şey. (Edit : Bir kısmını sonradan yazdığım için farklı bir müzik dinliyorum : Mindflow, Breakthrough)

2009'a biraz buruk ama güzel girdik.Önce güzel bir aile yemeği...Kızını kaybettikten 7 ay sonra bir yılbaşı yemeğine katılan 87 yaşındaki enişte şu an gittiği yerden bana bir hayat dersi veriyor.2009'un yılının götürdüklerinden...Huzur içinde yatsın..

Sonra geleneksel Gökhan evi partisi..Güzel insanlarla güzel muhabbetler, ara sıra boş boş televizyona bakmalar...Bolca içmeler...Saat 12 olunca birbirine sarılmalar..Herşey olması gerektiği gibi keyifli ve sıradandı.

Ve 2009'un ilk doğumu!Cecüş'ümün bebeği oldu!Bu hala inanamadığımız bir şey.Çocuk 1 yaşını bitirmek üzere ve ben hala ona bakıp "bu senden mi çıktı" diye sorup duruyorum.8 yaşından beri beraber olduğunuz bir arkadaşınızın çocuğu olması değişik bir his.Hayatta güzel şeyler de oluyor.

Ocak ayı..Kaç defa izlediğimi bilmediğim Amélie'yi bir kez daha izledim ve bu defa çok farklı bir anlam taşıyordu.Amélie'nin mutlu sonuna erişmiştim.
Şubat..Aptal Issız Adam filmi...
Mart...Yine Üsküp yolları göründü bana.Bu defa farklı bir evde kalıyordum, farklı bir hayatım oldu.Herşey çok güzeldi.
Ve doğum günüm..Hayatımın en kalabalık doğum günüydü...Sabahtan Burgazada'da müthiş bir gezi yaptık.Akşamında Büyükada'da 27 kişilik bol rakılı bir eğlence..Ve martı sesleriyle bitti o güzel gece...Ada kokusuyla uyandım yeni yaşıma, huzurlu, mutlu, beklentisiz...

Ve sonra yine Üsküp...Haftada yedi gün çalışıyordum, ve bu çalışma temposunda Türkiye'de okul devam ettiği için bir de ders çalışmak zorundaydım.2009'un bana getirdiği en güzel şeylerden biri o şantiyede öğrendiklerimdi kesinlikle..İşimi çok sevdiğimi öğrendim, ve bu uğurda zılgıt yemenin bile güzel bir şey olduğunu...

Ve bir gün, hayalini bile kuramadığm bir şey gerçekleşti.Üsküp'teki arap restoranında babamla oturuyorduk.Bana bir şey söyledi, önce inanmadım, ve şu an çok gerçek.2009'u bıraktım, 27 yıldır başıma en güzel 3 şeyden biri bu.

Ve İstanbul'a dönüş günü geldi çattı..Bir yanda yeni bir hayata başlayacak olmamın verdiği heyecan, diğer yandan "birine" duyduğum özlem...2009'un son normal günüydü, onda da uçağı kaçırdım.Hala düşünürüm, o uçağı kaçırmasaydım ne olurdu diye..

O gece yaşanan bir diyalog :

-...bilmiyorum bir garip konuşuyor telefonda
-süpriz yapacaktır sana, havaalanına gelir belki
-hahaha bu kadar zamandır tanıdıysam bu ses öyle bir ses değil, hayatta gelmez beni almaya.. (Ders 1: seni havaalanından almayacağını bildiğin bir adamla neden berabersin?)

Ve 25 Mayıs...İçime mi doğmuş ne, buz gibiydim..1 aydır özlemle görmeyi beklediğim insanı görünce bir şey hissetmedim.O da hissetmedi..Ertesi gün biraz daha toparladım, yemeğe gidecektik akşam.Ve yine bir diyalog :

-kaçta geleceksin?
-gelirken ararım.
-ben yürüyüşe çıkıyorum ararsın.

2 saat sonra :

-geliyor musun?
-geliyorum yoldayım.
-gel seninle konuşmak istediğim bir şey var.

Bundan sonrası bir sit-com sahnesi...Evlennme teklifi beklerken terkedilmek her genç kadına nasip olmuyor tabii...(Ders 2: Anlam veremediğin bir şekilde soğuksa sana, koşarak kaç)

Yaz oldukça kötüydü haliyle..Anlatacak bir şey yok yaza dair.Bir Datça var, her zamankinden zor gelen, bir de tekne turu...Ha bir de ufak da olsa bir kalp çarpıntısı var, biraz olsun gülümseten..

Ve eylül...Yeni evime taşındım.Bu yeni hayat iyi geldi bana.Bu evin anlamı çok büyük..Ve bir şarap var hala o özel kutlamayı bekleyen..

2009'un en kötü olayı şüphesiz yine bir ölüm korkusuydu.İnsan çok sevdiği birini kaybetmeye yaklaştığında, o his bir lanet gibi çöküyor üstüne ve sonrasında her şey iyi gidiyor olsa bile etkileri sürüyor.Tıpta mucizeler oluyormuş, ve biz bunlardan birini birinci dereceden yaşadık.2010 senesinde benzeri şeyler yaşamamak en büyük ve en önemli dileğim.

2009'un diğer önemli olaylarına gelirsek, şarkılarıyla büyüdüğümüz, bizim neslin toptan hayranı olduğu Michael Jackson yaşama veda etti.Bu haberi öğrendiğim sabah baya garipti.Hani herkes ölürdü de, M.J. ölemezdi gibi...Bir de Patrick Swayze gitti..Onu da severdik.

Ve Mesut Süre ve Metehan Mert Çakır'a buradan sevgilerimi iletmek istiyorum.2009 yılının son hediyesini onlardan aldım, "An Acoustic Night at the Theater" albümü!

Her ne kadar 2009 benim için bir sondan çok, güzel bir başlangıcı ifade ediyor olsa da, 2009'dan nefret ettim.Bitiyor olduğu için çok mutluyum...

2010 ise tüm yeni yıllardan farklı...Hep yeni yıllarla ilgili temennilerim olurdu, şöyle olsun böyle olsun diye...Ve bu sene gördüm ki, iyi de olsa, kötü de olsa, hep beklemediğim olmuş.2010 için pek bir dileğim yok.Bildiğim bir şeyler var sadece..

Ve affetmeyi diliyorum, kendim için.

"Başka türlü bir şey" istiyorum 2010'da...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Just Breathe...

Neden sadece nefes alıyormuşum..

Yalan söylemek ne kadar rahatlatıcı bazen...

(Sadece nefes alıyorum çünkü...) - bakın, cevabı bende bile yokmuş.

Ve bir de, böyle zamanlarda işte, boğaz düğümlenmesi sırasında, ağlama krizi geciktirici söz öbeği : "just breathe"..Gerçi bazen çok az idare ediyor.Olsun..

Aslında ölüm anlatmasına rağmen, Eddie'nin sesi ve bu muhteşem müzik yeterince teselli edici geliyor şu an.

2009'da en çok dinlediğim şarkı olmasa da, bu şarkıyı 2009'un şarkısı ilan ediyorum.


"Did i say that i need you, did i say that i want you?.."

Yok böyle olmayacak, tüm sözleri yazmalıyım belki de...

---

Yes I understand that every life must end,
As we sit alone, I know someday we must go,
I’m a lucky man to count on both hands
The ones I love,..

Some folks just have one,
Others they got none.

Stay with me,..
Let’s just breathe.

Practiced are my sins,
Never gonna let me win,
Under everything, just another human being,
Yeh, I don’t wanna hurt, there’s so much in this world
To make me bleed.

Stay with me,..
You’re all I see.

Did I say that I need you?
Did I say that I want you?
Oh, if I didn’t now I’m a fool you see,..
No one knows this more than me.
As I come clean.

I wonder everyday
as I look upon your face,
Everything you gave
And nothing you would take,
Nothing you would take,..
Everything you gave.

Did I say that I need you?
Oh, Did I say that I want you?
Oh, if I didn’t now I’m a fool you see,..
No one know this more than me.
As I come clean.

Nothing you would take,..
everything you gave.
Hold me till I die,..
Meet you on the other side.

---




---

Ölüm döşeğindeki bir insan için..

Doğum yapmakta olan bir kadın için..

Mutsuzluktan nefes almakta zorlanan biri için..

Uyanmak için bir sebebi olmadığını hisseden biri için..

Göğüs kafesinde aşk acısı taşıyan biri için..

"Let's just breathe.."

28 Aralık 2009 Pazartesi

Bir şarkı yazabilseydim - Bölüm 4 - Travis, Happy to Hang Around


Her cümlesiyle olmasa da...




They were following me
They were following everyone
They had visions of me
Holding hands walking in to the sun?
Now people get down, people get down, people get hurt
When you did it to me
I was already in the ground

And I'll never get into your heart
Though I don't even want to start
I'll never get into your heart
I'm just happy to hang around
Happy to hang around
Happy to hang around

Take a picture of me
And show it to everyone
And no more pictures of you
No more love, no more setting sun
Now people get down, people get down, people get hurt
And when you did it to me
I was already in the dirt

And I'll never get into your heart
Though I don't even want to start
I'll never get into your heart
I'm just happy to hang around
Happy to hang around
Happy to hang around

27 Aralık 2009 Pazar

Someone Special - Poets of the Fall

"Back row to the left, a little to the side
Slightly out of the place
Look beyond the light, where you'd least expect
There's someone special"

Çoğu insan hayatında en az bir kere bulduğunu sanmıştır değil mi?Ve çoğu, büyük bir ızdırapla kopmuştur bir şekilde o "özel insan"dan...Ve daha büyük ızdırap aslında kopuştan değil, özel olduğuna inanılan insan için senin özel olmayışındandır (ben değil de bir arkadaşın başına geldi ordan biliyorum).

Bu şarkıyı ithaf ettiğim biri vardı...Bir mektupta yazmıştım sözlerini...Muhtemelen çoktan kaybedildi, atıldı, yırtıldı o mektup, değişik şehirlerden attığım kartpostallar gibi oldu kaderi...Sevinçten ağladığım sayılı günlerden biriydi..Ne garip değil mi, birinin kalbinin derininden yazdığı sözcükler, bir diğeri için sıradan bir kağıt parçası...

17 Aralık 2006...Geri gel ve ben o basamaklarda durmadan yoluma devam edeyim.

...

Neyse...
"Some (other) one".."Some (right) one"..."The One"...

Herkes için bir tane var...Ve ben bunun insanın elinden kayıp gidecek bir şey olduğuna inanmıyorum.Gittiyse, "O" değildir.Ve gittiyse, sonunda "O"nun gelmesi için yol açılmıştır.

Ve optimizm bir spor değil, Başak'ın ağlarken bile içinde bulunduğu düşünce/hissetme halidir.

25 Aralık 2009 Cuma

Çağrı

Sevgili beyaz atlı prens,

Biliyorum bu devirde bırak beyazını, eli yüzü düzgün bir at bulmak bile çok zorlaştı.O yüzden diyorum ki artık sen o atı beklemesen, varsa bir dört tekerlekli, yoksa iki tekerlekliyle gelsen...O da yoksa bir taksiye binsen...Paran da yoksa bir zahmet metrobüsle-vapurla hatta yürüyerek falan gelsen...Merak etme ileride sıkar dişimizi alırız bir araba.Birlikten kuvvet doğar derler.